Nübüvvet

NÜBÜVVET

(PEYGAMBERLİK)

NEBİ/RASÜL

Her şeyimizi Allah’a borçluyuz. Buna karşılık onun bizden istediği kendisine kulluktur. Yani Allah’a iman, O’nu tanıma, O’na boyun eğme, O’ndan başka ilah kabul etmemedir.

Bu anlamda hiçbir nebi/rasül, insanları kendine kul köle olmaya değil, “Rabbe”kul olmaya çağırmıştır.

“Allah’ın, kendisine kitap, hikmet ve nübüvvet (peygamberlik)verdiği hiçbir insanoğlunun, diğer insanlara, “Allah’ı bırakın, bana kul olun” demesi mümkün değildir. Fakat O, “öğrettiğiniz ve okuyup öğrendiğiniz kitap sayesinde Rabbe hâlis kul olun” der.” Âl-i İmran 3/79

  1. 1.     Her topluluğa bir rasül gelmesi

“Şurası muhakkak ki, biz seni müjdeci ve uyarıcı olmak üzere hak ile gönderdik. Zaten hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı bulunmamış olsun.” Fâtır 35/24

“Her ümmetin bir rasülü vardır.” Yunus 10/47

  1. 2.     Rasüllerin tebliği, uyarıcılığı

“Biz rasülleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.” Enam 6/48

“Biz senden önce de elçi olarak kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun. Açık delillerle, kitaplarla gönderdik. Sana da bu zikri / Kur’an’ı vahyettik ki, kendilerine indirileni insanlara açık seçik bildiresin de derin derin düşünebilsinler.” Nahl 16/43-44

“Kendisiyle insanları uyarman, inananlara öğüt vermen için sana indirilen bir kitaptır. Artık bu hususta kalbinde bir sıkıntı olmasın. Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka evliyalara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!”  A’raf 7/2-3

“Biz onu (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ve o da hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Biz Kur’an’ı, insanlara dura dura okuyasın diye âyet âyet ayırdık ve onu peyderpey indirdik.” İsra 17/105-106

“Onlar kendilerine kitap, hikmet ve nübüvvet verdiğimiz kimselerdir. Onlar bunu inkar edecek olurlarsa onu inkar etmeyecek bir topluluğu onların yerine getiririz.” Enam 6/89

“İşte bunlardır doğru yola kavuşturduklarımız. Öyleyse onların doğru yoluna uy. De ki; Bundan dolayı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), herkes için bir hatırlatmadan başka bir şey değildir.”  Enam 6/90

  1. 3.     Rasüllerin karşılaştıkları zorluklar

“Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık delilleri, hikmetli sayfaları ve aydınlatıcı kitabı getiren rasüller de yalanlanmıştı.”  Al-i İmran 3/184

“Andolsun, senden önce de nice rasüller alaya alındı da ben inkâr edenlere bir süre (mühlet) verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış!”  Ra’d: 13/3

“Yemin olsun ki, senden önceki resullerle de alay edildi; fakat eğlence konusu yaptıkları şey, o maskaralığı sergileyenleri kıskıvrak sarıverdi.” Enam: 6/10

“Ey Nebi! Allah’a karşı gelmekten sakın. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.”  Ahzab 33/1-3

“Allah’tan başkasına ilahlık yakıştıranlar hoşlanmasa da, Elçi’sine yol rehberliği ve dini kendi bütünlüğü içinde tamamen ortaya koymak için Hakk’ın Dini ile gönderen O’dur.”  Saff 61/ 9

  1. 4.     Rasüllerin tebliğinde ortak ilkeler

“O; dine bağlı kalın, orda ayrılığa düşmeyin diye dinden hem Nuh’a tavsiye ettiğini, hem sana vahyettiğimizi, hem İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya buyurduğumuzu sizin için de din yapmıştır…” Şûrâ 42/13

“Senden önce gönderdiğimiz bütün rasüllere, “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin” diye vahyetmişizdir.”   Enbiya 21/25

“Biz, Nûh’a ve ondan sonra gelen nebilere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yûnus’a, Hârûn’a ve Süleyman’a da vahyetmiştik. Davûd’a da Zebûr vermiştik.”  Nisa: 4/163

“Bu Kur’an, Allah’ın berisinden birilerince yalan isnatlarla oluşturulmuş değildir. O, kendinden öncekinin tasdiki ve Kitap’ın ayrıntılı kılınmasıdır. Kuşku ve çelişme yoktur onda. Âlemlerin Rabbi’ndendir o.” 10 Yunus 10/37

İnanç esasları başta olmak üzere Allah’a kulluk-ibadet, güzel ahlâk, Allah katındaki dindarlığın ölçüsünün takva oluşu gibi özellikler bütün rasüllerin ortak tebliğidir.

  1. 5.     Rasüllerin tebliğinde ayrı yönler

“…Sizin her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik…”  Mâide 5/48

Rasüllerde; ibâdet, bazı hukuk kuralları, emir-yasak, haram-helal anlamında ana umdeler esas kalmak üzere kısmi değişiklikler vardır. Önceki ümmetlerden farklı olarak Oruc’ta sahur yemeğinin olması, Tevrat’ta zina edenlerin öldürülmesinin gerektiği, Kur’an’da ise bu hükmün nesh edilerek yüz (100) değneğe (24 Nur: 2)çevrilmesi gibi. Artık bunların tamamı Hz. Muhammet(A.S)’te son şeklini almıştır. “…Bugün size dininizi ikmâl ettim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Ve din olarak sizin için İslâm’ı seçtim…”  Mâide 5/3

“Ey Muhammet, Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik, fakat insanların çoğu bilmezler.”  Sebe 34/28

  1. 6.     Nebilerin/Rasüllerin kendi kavminin diliyle gönderilmesi

“Biz, her rasülü, kendilerine (dinin hükümlerini) iyice açıklayabilmeleri için kendi kavminin diliyle göndermişizdir…”  İbrahim 14/4

“… dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da O’nun delillerindendir…”  Rum 30/22

Günümüzde bazı tartışmalarda, Arapçının veya başka bir dilin üstün olup olmadığı tartışmasıyla karşılaşmaktayız. Burada, diller ve lehçeler aynı konuma sahiptir. Çünkü bunları yaratan yukarıdaki âyette de görüldüğü gibi Allah’tır. Fakat dillerin ve lehçelerin kullanıldıkları alanları itibariyle, daha geniş ve daha dar alanlara sahiptirler. Bu yönüyle birbirinden farklılık gösterirler. Bizim için Arapçanın önemi, Kur’an dilinin Arapça olmasından kaynaklanmaktadır. Her Müslüman onun için Kur’an’ı, olduğu gibi korumakla görevlidir. İnsanlar, insan olma yönüyle yaratılıştan aynı ise, dilde insanla var olduğuna göre, diller bu yönüyle eşittirler. Burada esas olan Arapçanın, diğer dillere üstünlüğünden ziyade, Kur’an dilinin Arapça olmasıdır.

“Biz, her rasülü, kendilerine (dinin hükümlerini) iyice açıklayabilmeleri için kendi kavminin diliyle göndermişizdir…”  İbrahim 14/4;  âyetinde Muhammet Sallellâhü Aleyhi Vesellem’e Kur’an’ın Arapça olarak iniş sebebi, o kavmin Arapça konuşması olarak ifade edilmektedir. O zaman Kur’an-ı Kerim’i diğer toplumların anlayacakları şekilde onlara da ulaştırma sorumluluğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Kur’an zaten şu anda da dünyanın birçok dillerine de çevrilmiştir. Burada Kur’an’ın metnine bağlı kalarak, önyargılardan uzak bir çeviri esas olandır.

  1. 7.     Nebiler/Resuller insanlar içinden seçilmiş, Allah’ın seçkin kullarıdır

“De ki, Ben de sizin gibi sadece bir insanım. Bana tanrınız bir tek tanrı olduğu vahyediliyor…”  Fussilet 41/6

“…Ben, rasül/elçi olan bir insandan başka neyim? Kendilerine hidâyet gelince iman etmelerine engel olan şey, “Allah, rasül olarak bir insan mı gönderdi?” demeleridir. De ki “Eğer yeryüzünde yürüyen, oturan melekler olsaydı, gökten rasül olarak bir melek indirirdik.”  İsrâ 17/93–94–95,

“İşte bu yol (risalet yolu) Allah’ın yoludur. Allah lâyık gördüğü kimseleri bu yola iletir (vahyederek nübüvvete mazhar kılar). Eğer onlar da (nübüvvete mazhar kıldıklarımız, yani nebiler) şirk koşmuş olsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmişti.”  Enam 6/88

Rasülleri,, onlara dedi ki: “Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (nebiliği) nimetini bahşeder. Allah’ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler.”   İbrahim 14/11

“Allah, “Benden başka ilâh yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının” diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren vahiy ile melekleri kullarından dilediğine indirir.”  Nahl 16/2

  1. 8.     Nebiler/Rasüller, nebiliğe/rasüllüğe muhatap açısından eşittirler

“Muhammed, ancak bir rasüldür. Ondan önce de rasüller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.”   Al-i İmran 3/144

“İşte bunlar Allah’ın âyetleridir. Biz onları sana hak olarak okuyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş rasüllerdensin.”   Bakara 2/252

“Şüphesiz, Allah’ı ve rasüllerini inkâr edenler, Allah’a inanıp rasüllerine inanmayarak ayrım yapmak isteyenler, “(Rasüllerin) kimine inanırız, kimini inkâr ederiz” diyenler ve böylece bu ikisinin (imanla küfrün) arasında bir yol tutmak isteyenler var ya; işte onlar gerçekten kâfirlerdir. Biz de kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.”   Nisâ 4/150

“…Allah’ın resullerinden hiç birini ötekinden ayırmayız. …”   Bakara  2/285

“Sana ancak, senden önceki nebilere söylenenler söylenmektedir. Hiç şüphesiz senin Rabbin hem bağışlama sahibidir, hem de elem dolu bir azap sahibidir.”  Fussilet 41/43

“De ki: “Allah’a, bize indirilene, İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, torunlarına indirilmiş olana, Mûsa’ya, İsa’ya ve diğer nebilere Rablerinden verilmiş bulunana inandık. Onlardan hiçbirini ötekinden ayırmayız. Biz O’na teslim olanlarız.”  Al-i İmran 3/84

Allah, nebilere vahyederek doğru yolunu göstermiş ve insanları bu yola davet etmelerini istemiştir. Tüm nebiler aynı zamanda rasül olmanın gereği tebliğ görevlerini yerine getirmişlerdir. Allah’tan vahy alma ve bu vahyi insanlara duyurma konusunda vahye muhatap olmalarından dolayı nebiler/rasüller arasında bir derece söz konusu değildir. Allah, bu anlamda son nebi olması dolayısıyla Muhammet (S.A.V.)den önceki nebilerin yoluna uymasını istemiştir.

“İşte bunlardır doğru yola kavuşturduklarımız. Öyleyse onların doğru yoluna uy. De ki; Bundan dolayı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), herkes için bir hatırlatmadan başka bir şey değildir.”   Enam 6/90

 “Amentü duasında, “…ve rusülihî (Allah’ın rasüllerine)…” iman ettim.” diye de ifade ediyoruz.

  1. 9.     Nebiler/Rasüller, birbirinden farklı derecelere sahiptirler

“…Onun içindir ki biz bazı nebilere diğerlerinde bulunmayan özellikler verdik. (Mesela, İbrahim (A.S.)’a kurbanı bahşetmesi, Musa (A.S.)a Allah’ın Tur-u Sina da nida etmesi, İsa (A:S.)’ın beşikte konuşması, Muhammet (A.S.)a  Kur’an’ı verdiği gibi geçmişte de) Davut’a Zebur’u verdik.”  İsrâ 17/55

“İşte onlar bizim gönderdiğimiz rasüllerdir/elçilerdir. Biz onlara birbirinden farklı özellikler verdik. Nitekim Allah onlardan kimiyle konuştu, onlardan kimine de yüksek manevi mertebeler bahşetti. Meryem oğlu İsa’ya apaçık mucizeler/belgeler verdik ve O’nu Ruhu’l-Kudüs’le destekledik….”   Bakara: 2/253

“İşte kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimiz. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.”   Enam 6/83

“Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.”    Enam 6/84

            “Zekeriyya’yı, Yahya’yı, Îsâ’yı, İlyas’ı da nübüvvete erdirdik. Onların hepsi de salih, hayırlı insanlardandı.”   Enam 6/85

“İsmaili de, Elyesa’ı de, Yunüsü de, Lûtu da (nübüvvete mazhar kıldık), her birini âlemlere üstün kıldık (nebilik vererek diğer insanlardan farklı kıldık.)”    Enam 6/86

  1. 10.            Nebiler/Rasüller yüce bir mertebeye sahiptirler

Nebiler/Rasüller yüce bir mertebeye sahip olması, kuşkusuz Allah’ın elçisi olması yani Allah’ın kendilerine vahyetmesidir. Nebiler/Rasüller, beşer olmalarına rağmen üstün meziyetlere sahiptirler. Akıl, zekâ ve ahlâki davranışlarıyla üstün oldukları gibi, fizyolojik ve biyolojik açıdan da mükemmeldirler. İnsan olmaları hasebiyle diğer insanlar gibi özelliklere sahiptirler. Acıkma, üzülme, ölme… gibi.

Evren üzerinde herhangi bir tasarrufları yoktur.

“…Göklerin ve yerin korunması O’na hiç de zor gelmez. Aliyy’dir O, yüceliği sınırsızdır; Azîm’dir O, büyüklüğü sınırsızdır.”  Bakara 2/255

“Ey insanlar! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Allah’tan başka size göklerden ve yerden rızık veren bir yaratıcı var mı? O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz?”  Fatır 35/3

“Allah’tır O! Halik (yaratıcıdır), Bâri’ (yarattıkları birbirine benzemez, DNA gibi), Musavvir’dir (yarattıklarına şekil verendir) O! En güzel isimler/el-Esmâü’l-Hüsnâ O’nundur. Göklerde ne var, yerde ne varsa O’nu tespih eder. Azîz’dir O, Hakîm’dir.”   Haşr 59/24

“Siz ölü iken sizi dirilten (dünyaya getirip hayat veren) Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, tekrar sizi diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.”   Bakara 2/28

“Kudret ve izzet sahibi Rabbin, insanların her türlü tasavvurunun üstünde (bir yüceliğe sahip)tir. Rasüllere selâm olsun. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.”  Saffat 37/180-182

  1. 11.            Nebiler/Rasüller gaybı Allah’ın bildirdiği kadar bilebilirler 

“O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez. Seçtiği bir elçi/rasül müstesna. Çünkü O, resulünün önünden ve arkasından gözetleyiciler yürütür. Ki onların, Rablerinin elçiliklerini hedefine tam ulaştırdıklarını bilsin. Allah, onların katında bulunan şeyleri kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıya bağlamıştır.””  Cin 72/26–27-28

 “De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.”   A’râf  7/188

“De ki; size, yanımda Allah’ın hâzineleri olduğunu söylemiyorum. Gaybı bilmem, size bir melek olduğumu da söylemiyorum. Ben, ancak bana vahyolunana tâbi oluyorum…”  Enam 6/50

“Allah, kıyamet günü şöyle diyecek: “Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, Allah’ı bırakarak beni ve anamı iki ilâh edinin, dedin?” İsa da şöyle diyecek: “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarım. Hakkım olmayan bir şeyi söylemem, benim için söz konusu olamaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım, elbette sen bunu bilirdin. Sen benim içimde olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki yalnızca sen gaybları hakkıyla bilensin.”   Mâide 5/116

“Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah’a mahsustur. Bütün işler O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.”   Hud 11/123

“Şöyle derler: “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Gayb, Allah’ın tekelinde. Hadi bekleyin; sizinle birlikte ben de bekleyenlerdenim.”  Yunus 10/20

“Allah, resulleri bir araya getireceği gün şöyle der: “Size ne cevap verildi?” Şöyle derler: “Hiçbir bilgimiz yok. Gaybları en iyi biçimde bilen sensin, sen!”  Mâide 5/109

“Dileseydik onları sana mutlaka gösterirdik de sen onları yüzlerinden kesinlikle tanırdın. Zaten sen onları, sözlerinin tarzından da tanırsın. Allah tüm yaptıklarınızı biliyor.”   Muhammet 47/30

  1. 12.            Rasüller vahyi duyurmada görevli, hem de bu konuda masumdurlar.

Rasüller, Allah’tan gelen vahyi insanlara aktarmada masumdurlar.

“Bir nebiyye, emanete hıyânet yaraşmaz. Kim emanete hıyânet ederse, kıyamet günü hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir.”  Âl-i İmran 3/161

“Eğer yüz çeviriyorsanız, sizden zaten hiçbir ücret istemedim. Benim ücretim, ancak Allah’a aittir. Bana Allah’a kayıtsız şartsız teslim olanlardan olmam (müslümanlardan olmam) emredildi.”  Yunus  10/72

“Onlara bir ayet getirmediğinde, “onu da şurdan burdan derleseydin ya,” diye konuşurlar. De ki: “Ben sadece Rabbimden bana vahyedilene uyuyorum. Bütünüyle bu Kur’an Rabbinizden gelen kalp gözlerinizi açacak delillerdir. İman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir.”   A’raf 7/203

“Bundan dolayı sen çağrıya devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların hevâ ve heveslerine uyma ve şöyle de: “Ben, Allah’ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş de ancak O’nadır.”  Şûrâ 42/15

            “De ki: “Sizden herhangi bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim ancak Allah’a aittir. O, her şeye hakkıyla şahittir.”  Sebe 34/47

  1. 13.                       Nebiler, mucize ile desteklenmişlerdir

Mucize, nebilik iddiasında bulunan kişilerin, nebililiklerinin delili olarak Allah tarafından kendilerinde elinde meydana gelen olağanüstülüklerdir. Her nebi mucize ile desteklenir. Mucizesiz nebi olmaz. Mucize nebilik göstergesidir. Her nebinin gösterdiği olağanüstülükler, sınırlı sayıdadır. Çünkü hayat olağanüstülüklerle değil, olağan şeyler üzerine bina edilmiştir.

“Andolsun, senden önce de rasüller gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir rasül, Allah’ın izni olmadan bir mûcize getiremez. Allah’ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana uğrarlar.”   Mü’min 40/78

  1. 14.      Vahyi kitap hakkında, Allah sadece Nebilere vahyeder, bunun dışındaki iddiaları İslâm reddeder.

 “Yazıklar olsun, elleriyle kitabı yazıp da, sonra onu yok pahasına satabilmek için “bu, Allah katındandır” diyenlere; yazıklar olsun, elleriyle yazdıklarından dolayı onlara ve yazıklar olsun, böyle kazandıklarından dolayı onlara.”  Bakara: 2/79

“Eğer kulumuza indirdiğimizden kuşku içindeyseniz, hadi onun benzerinden bir sure getirin! Allah dışındaki destekçilerinizi / tanıklarınızı da çağırın. Eğer doğru sözlü kişilerseniz…”   Bakara 2/23

“Bu Kur’an, Allah’ın berisinden birilerince yalan isnatlarla oluşturulmuş değildir. O, kendinden öncekinin tasdiki ve Kitap’ın ayrıntılı kılınmasıdır. Kuşku ve çelişme yoktur onda. Âlemlerin Rabbi’ndendir o.”

 Yunus 10/37

“Sen bu Kitap’ın sana indirileceği ummuyordun; Rabbinden bir rahmet olarak geldi. O halde küfre sapanlara sakın destekçi olma.”  Kasas 28/86

“Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah’ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.”  Bakara: 2/75

“Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz, ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen!”  Enam 6/93

Ayetlerde görüldüğü gibi, insanlara hidayet yolunu gösterme anlamında Allah, sadece insanlar içinden seçtiği nebilere vahyeder. Bunun dışındaki iddia sahipleri yalancı olup İslâm’la bir alakalarının olmadığı bilinmelidir.

  1. 15.            Nebi-Rasül arasındaki fark

Nebî, “değeri Allah tarafından yükseltilmiş kişi” anlamına gelir. Allah’ın kendilerine vahyettiği seçkin kişilerdir. Nebilerin seçiminin takdiri tamamıyla Allah’a ait olup kendilerinin bir dâhili yoktur. Nebilik Muhammet Aleyhisselam’la tamamlanmıştır.

Allah, vahyini insanlara duyurma ve insanları bu vahye çağırma anlamında sadece nebilere vahyeder. Bu anlamda nebi, vahye muhatap olan kişidir. Nebilere sürekli vahiy gelmediği için, nebilere gelen vahyi, o nebinin olduğu gibi insanlara ulaştırma görevine tebliğ denir. Tebliğ, görevi eksiksiz yerine getirmektir. İnen âyetleri, Allah’ın Elçisinin insanlara bildirmesi tebliğ olduğu gibi uygulaması da tebliğdir.

Muhammet Aleyhisselam, Veda Hutbesinin her bölümünü, “dikkat edin, tebliğ ettim mi?” sözüyle bitirmiş ve üç kere tekrar etmiştir. (Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır, Süleymaniye vakfı yayınları, Doğru bildiğimiz yanlışlar, sayfa: 330, 3.baskı,

Nebi, haberin öne çıktığı terim; rasül, habercinin öne çıktığı bir terimdir. Görüldüğü gibi nebi ve rasül kelimeleri birbiriyle iç içe geçmiş, anlamları birbirine geçmiş iki terim olarak karşımıza çıkıyor. (Mustafa İslamoğlu, Denge Yayınları, Üç Muhammet, sayfa: 218, ,).

Nebilik, Allah Rasülü’nün 24 saatini kapsar, rasüllük ise vahiy ve tebliğ görevini kapsar. Onun için nebilik Muhammet Aleyhisselam’la son bulmuştur. Bizler Muhammet Aleyhisselam’ın rasüllüğüne iman eder ve ondan Allah katında sorumluyuz. Kelime-i Tevhit ve Kelime-i Şehadet’le de bunu ifade etmiş oluruz.

Şöyle bir örnek açıklayıcı olsa gerek; devlet memuru olan bir kişi, emekli oluncaya kadar devlet memuru olup memuriyetin imkânlarından yararlanır (özlük hakları gibi), fakat devlet memurluğundaki resmi görevi ise memuriyet saatleridir, bu konuda kanuni yanlış yapma hakkına sahip değildir, yapar ise sorumludur. Resmi memuriyet saati dışındaki zamanını meşru şekilde kullanma hakkına sahiptir, tatilleri, mesai dışı gezmeleri……gibi. Resmiyet anlamında bu tavır ve davranışları görevi dışındaki tavırlarıyla ilgili bir özelliktir.

“Muhammet, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”  Ahzap 33/40

“Allah’a itaat edin, resule itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim resulümüze düşen sadece apaçık bir tebliğdir.”  Mâide 5/92

“Sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzu eden ve Allah’ı çok zikreden kimseler için, Allah’ın Rasulünde güzel bir örnek vardır.”   Ahzap 33/21

Bu seçkin kişiler, Allah’ın kendilerine indirdiği kitabı hem Allah’ın kullarına tebliğ eder (rasül), hem de uygularlar.

Nebî olmak insanın elinde değildir. Allah bu makama getirdiklerine Kitap ve hikmet verir:

“İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.

İşte kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerimiz. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki Rabbin hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

Biz ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik. Hepsini hidayete erdirdik. Daha önce Nûh’u da hidayete erdirmiştik. Zürriyetinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yûsuf’u, Mûsâ’yı ve Hârûn’u da. İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.

Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı, İlyas’ı doğru yola erdirmiştik. Bunların hepsi salih kimselerden idi.

 İsmail’i, Elyasa’ı, Yûnus’u ve Lût’u da doğru yola erdirmiştik. Her birini âlemlere üstün kılmıştık.

 Babalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden bir kısmını da. Bütün bunları seçtik ve bunları dosdoğru bir yola ilettik.

 İşte bu, Allah’ın hidayetidir ki, kullarından dilediğini buna iletip yöneltir. Eğer onlar da Allah’a ortak koşsalardı, bütün yaptıkları boşa gitmişti.

Onlar kendilerine kitap, hikmet ve nübüvvet verdiğimiz kimselerdir. Eğer şunlar (inanmayanlar) bunları tanımayıp inkâr ederlerse, biz onları inkâr etmeyecek olan bir kavmi, onlara vekil kılmışızdır.

İşte böyleleri, Allah’ın yol gösterdiği kimselerdir. Sen de onların yolunu izle ve şöyle söyle: “Ben şu yaptığıma karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O sadece âlemlere bir öğüttür.”   En’âm 6/82-90.

Nuh’tan İsa’ya kadar 18 nebînin (Ayetlerdeki sıralama şöyledir: “İbrahim, İshak, Yakub, Dâvûd, Süleyman, Eyyub, Yusuf, Musa, Harun, Nuh, Zekeriya, Yahya, İsa, İlyas, İsmail, Elyesa, Yunus ve Lut). (aleyhimusselâm) adı sayılmış, sonra şöyle buyrulmuştur:

“Bunların babalarını, soylarını ve kardeşlerini de seçtik; onlara doğru yolu gösterdik.”

Sayıları 124 bin olarak rivayet edilen nebîlerden her biri, âyette adı geçen 18 nebînin ya babalarından ya kardeşlerinden ya da soylarındandır. Böylece kendine işaret edilmemiş nebî kalmamaktadır. Allah Teâlâ daha sonra şöyle buyurmuştur:  

“Onlar, kendilerine kitap, hüküm ve nebîlik verdiğimiz kimselerdir.”  En’âm 6/89

Gelenekte dört ilahi kitabın indiği kabul edilir. Bunlar Tevrat, İncil, Zebur ve Kur’an’dır. Peygamberimize dayandırılan bir rivayette Âdem’e 10 suhuf, Şît’e 50 suhuf, İdris’e 30 suhuf ve İbrahim aleyhimusselama 10 suhuf olmak üzere 100 suhufun indiği de iddia edilir. Böylece toplam sekiz nebîye kitap verilmiş olur. Hâlbuki yukarıdaki âyetler, bütün nebîlere kitap ve hüküm verildiğini açıkça bildirmektedir. Onlara verilen hüküm, diğer âyetlerde hikmet diye ifade edilmiştir ( Al-i İmran 3/81). Buradaki hüküm kelimesinin ne anlama geldiğini şu âyet açıklamaktadır:

“İnsanlar tek bir topluluktu. Sonra Allah onlara, müjde veren ve uyarıda bulunan nebiler gönderdi. Onlarla birlikte doğruları gösteren kitap da indirdi ki ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hüküm versin. Onda ayrılığa düşenler kendilerine Kitap verilenlerden başkası olmadı (Kişi kendi durumunu Allah’ın kitabıyla karşılaştırmadan yolunun sapıklık olduğunu anlayamaz. Bunu anlayanlardan kimi yolunu düzeltir, kimi de bile bile sapıklık içinde kalır. Bu da kendine kitap ve rasül gönderilen toplumlarda ayrılıklara sebep olur)O açık belgeler geldikten sonra birbirlerinin haklarına göz diktikleri için böyle oldu. Sonra Allah inanmış olanları, anlaşamadıkları konuda, kendi izniyle doğruya ulaştırdı. Allah, gerekli gayreti göstereni doğruya yöneltir.” (Bakara 2/213)  (Prof. Dr. A. Bayındır, Kur’an ve geleneğe göre Nebi-Rasül, www.suleymaniyevakfi.org

 “Muhammet, ancak bir rasüldür. Ondan önce de rasüller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah, şükredenleri mükâfatlandıracaktır.”  Al-i İmran 3/144

Nebilerin rasüllüğü dışında da rasüllük vardır. Bu rasüllük ise bir haberi olduğu gibi, üzerinde değişiklik yapmadan karşıya ulaştırma ve aynı zamanda da gereğini yapma şeklinde gerçekleşir:

“Konukları (melekler) şöyle dedi: “Ey Lût! Biz Rabbinin rasülleriyiz/elçileriyiz. Onlar sana asla ulaşamayacaklar. Geceleyin bir vakitte aileni al götür. İçinizden kimse ardına bakmasın. Ancak karın müstesna. (Onu bırak.) Çünkü onların (kavminin) başına gelecek olan azap, onun başına da gelecektir. Onların azapla buluşma zamanı sabahtır. Sabah yakın değil midir?!”  Hud 11/81. Buradaki rasüller İbrahim ve Nuh Aleyhimüsselama gönderilen meleklerdir.  Meryem 19/19,  Hakka 69/40,  Tekvir 81/19

Devletin resmi görevlilerinin görevi gereği bir haberi karşı tarafa ulaştırması gibi. “Ben onlara bir hediye gönderip, elçilerin (rasüllerin) ne haber ile döneceklerine bakacağım.”  Neml 27/35. Buradaki rasüller/elçiler Belkıs Melikesinin görevlileridir.  Yusuf 12/50

Kuran-ı Kerim’i olduğu gibi, ilave ve çıkartma yapmadan başkalarına ulaştıran da elçilik/rasüllük görevini icra ediyor demektir. İşte müminlerde bu anlamda sorumluluk vardır.

Muhammet Aleyhi’s-Selam veda hutbesinde; “bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak muhafaza edebilir” buyuruyor. İşte bu anlamda İslâm’a ilave ve çıkartma yapmadan diğer insanlara ve toplumlara ulaştıranlara da “rasul” denir. Onun için nebilik bitmiş olup rasullük kıyamete kadar devam edecektir. Buradaki rasullük, nebinin görevi anlamında rasullük olmayıp, İslâm’ı duyurma anlamındadır. Nebi rasüllerin, hata ve yanlış yapma durumları direk vahye muhatap oldukları için söz konusu değildir:

“Eğer (elçi/rasül) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik. Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.   Hakka 69/44-47

Diğer rasüllükler de ise böyle bir şey söz konusu değildir:

Tamamlanmış olan İslâm’ı (“….Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim…..”  Mâide 5/3) doğru olarak duyurma anlamındadır.

  1. 16.            Nebiler; kendilerine değil, Allah’a kul olmaya çağırırlar

Nebiler; Allah’a ibadet ve duada aracı olmayıp, Allah’ın vahyi üzere Allah’a kulluk, ibadet ve duanın şekillerini, yollarını öğretirler. Allah’a yönelmede / kullukta asla aracı görevleri yoktur. Kendileri Allah’a yöneldikleri gibi insanları da Allah’a kul olmaya davet ederler.

“Senden önce gönderdiğimiz her rasüle/elçiye, “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin” diye vahyetmişizdir.”  Enbiya 21/25

“Allah’ın, kendisine Kitab’ı, hükmü (hikmeti) ve nübüvveti verdiği hiçbir insanın, “Allah’ı bırakıp bana kullar olun” demesi düşünülemez. Aksine (şöyle öğüt ver) “İlâhi kelâmın bilgisini öğreterek ve onu derinlemesine inceleyerek  rabbânîler (Allah’ın istediği örnek ve dindar kullar) olun.”  Âl-i İmran 3/79

“Yemin olsun, Semûd’a da kardeşleri Sâlih’i, şunu tebliğ etmek üzere gönderdik: “Allah’a kulluk/ibadet edin.” Bir de ne görelim, onlar birbiriyle boğuşan iki fırka oluvermişler.”  Neml 27/45

“Onlara, kendilerinden, “Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yoktur, hâlâ O’na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?” diye öğüt veren bir rasül gönderdik.”   Müminûn 23/32

“O rasül, “Ey Rabbim! Yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi.  Müminûn 23/39 

“Allah size kendi hayatınızdan şöyle bir örnek vererek şunu soruyor; emri altındakilerinizi (işçi, hizmetli, esir…gibi) size verdiğimiz servetin ortakları olarak görmeye, servetinizi onlarla eşit şekilde paylaşmaya ve kendinizi efendi saydığınız gibi onları da efendi saymaya razı olur musunuz? İşte biz, düşünüp öğüt alacak kimseler için  âyetlerimizi  böyle açıklıyoruz.”  Rûm 30/28

HZ. MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V.)

MUHAMMED’Ü-R-RASÜLÜLLAH

a- Hz. Muhammet Mustafa (S.A.V.), kavminin arasında uzun bir müddet yaşamış, şahsiyetini rencide edecek herhangi bir davranışına şahit olunmamıştır. Kur’an, nebilik öncesi dönemini “şaşkınlık ve gaflet” olarak tanımlamaktadır. Çünkü Muhammet (a.s.) vahiyden habersizdi:

“Biz bu Kur’an’ı sana vahyetmekle, kıssaların en güzelini anlatmış oluyoruz. Hâlbuki sen, önceden bunlardan tamamıyla habersizdin.”  Yusuf 12/3

“Seni şaşırmış (burada şaşırma; arayış içinde olma, Hak yolu bilememe anlamındadır) bulup da yol göstermedi mi?”  Duha 93/7

“…Sen, kitap nedir, iman nedir bilmiyordun…”  Şûra 42/52

“Sen kitabın sana verileceğini ummazdın. Ancak o Rabbı’ndan bir rahmet olarak (Sana vahyedildi).”  Kasas 28/86

b- Allah Rasülü çok merhametli ve yüce ahlak sahibidir

“Andolsun, size kendi içinizden öyle bir rasül gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”   Tevbe 9/128

“Demek sen, bu söze (Kur’an’a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin!”  Kehf 18/6

“Sen elbette yüce bir ahlâka sahipsin.”  Kalem 68/4

 “Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”   Enbiya 21/107

c- Rasül’e itaat

Kur’an, Müslümanlardan rasülleri örnek almalarını ve onlara itaat etmelerini istemektedir.

“Biz, gönderdiğimiz her bir rasülü, ancak Allah’ın izniyle itaat olunması için gönderdik…” 4 Nisa: 64

“Her kim o rasüle itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Her kimde yüz çevirirseniz seni onlara bekçi olarak göndermedik.”  Nisa 4/80

“Ey iman edenler! Allah’a ve resulüne itaat edin. İşitip durduğunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin. İşitmedikleri hâlde, “işittik” diyenler gibi de olmayın.”  Enfal 8/20-21

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”   Âl-i İmran 3/31

“Allah’a ve rasülüne itaat edin ki, rahmete erdirilesiniz.”  Âl-i İmran 3/132

“Allah’a itaat edin, resule itaat edin, kötü şeylerden sakınınız. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim resulümüze düşen sadece apaçık bir tebliğdir.”  Mâide 5/92

 “O, ümmîlere, içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir rasül gönderendir. Hâlbuki onlar, bundan önce apaçık bir çıkmaz içinde idiler.”   Cuma: 62/2

“Ey iman sahipleri! Allah’a itaat edin. Resule ve sizin içinizden olan/sizin seçtiğiniz hüküm ve yetki sahiplerine de itaat edin. Sonra bir şeyde tartışmaya girdiniz mi, eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu Allah’a ve resule arz edin. Böyle yapmanız hem daha hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir.”      Nisâ 4/59

“Ey iman edenler! Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve (Kur’an’ı) dinlediğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyin. İşitmedikleri hâlde, “işittik” diyenler gibi de olmayın.”  Enfal 8/20-21

 “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Rasüle itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.” Muhammet 47/ 33

“Biz her rasülü  sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik……”   Nisâ 4/64

“Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”  Enfal  8/46

“Allah’a itaat edin, Rasüle itaat edin” de. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Rasüle düşen ancak apaçık bir tebliğdir.”  Nur 24/54

“Biz her ümmet için uygulayacağı bir ibadet yolu verdik. O hâlde, din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin.”  Hac 22/67

Resul, elçi demektir. Muhammed aleyhisselam Allah’ın Elçisidir. Onun sözlerini bize ulaştırdığı için Resule itaat, onu gönderen Allah’a itaattir.

Burada itaattan maksat, Hz. Muhammet Mustafa (S.A.V)in bütün yaptıkları, yiyip, içme, giyinme, yöre ve çevre özelliklerine dayalı tavır ve davranışları mı, yoksa dini açıklamaya yönelik sözleri, davranışları ve eylemleri mi?

O zaman Rasulullah’a itaati nasıl anlamalıyız?

a- Rasülülah’ın bizim gibi bir kul olarak yapmak zorunda olduğu tavır ve davranışları var

“Onları yiyecek yemez bir ceset yapmamıştık, ebedi de değillerdi.”  Enbiya 21/8

“Senden önce gönderdiğimiz rasüller de mutlaka yemek yiyorlar, sokaklarda yürüyorlardı. Biz sizi birbiriniz için imtihan aracı yaptık. Sabrediyor musunuz? Rabbin her şeyi görmektedir.”  Furkan 25/20

“Ve yine deki :”Bende sizin gibi bir insanım…’  Kehf 18/110

Bu yönüyle nebiler (A.S.),orada yetişen yiyecek ve içeceklerle gıdalanacak, oranın özelliklerine göre giyinecektir. Bu diğer insanlar gibi Allah Rasülü’nün de uyması gereken bir zorunluluktur. Çünkü nebi/rasül bir melek değildir.

De ki, yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsaydı, biz de onlara gökten rasül olarak bir melek gönderirdik.”  İsra 17/95

Burada Allah Rasülü’nün din olarak bildirdiği ölçü haram-helâl sınırlarıdır. Allah Rasülü Niğde’de yaşasaydı, Niğde’deki gıdalarla beslenecek, sıcak ve soğuğa karşı bizim gibi kendini koruyacaktı. Buradaki ölçü yeme, içme, yöresel kıyafetlerden ziyade, haram- helâl sınırları anlamındadır. Çünkü Kur’an; Arabistanlı Türkiyeli, Amerikalı…v.b. tüm insanlara hitap etmektedir. Bir yörenin yöresel özelliklerini başkasına dayatmaz. Zaten böyle bir durum, Kur’an’ın evrenselliği ve son din oluşu özelliğiyle çelişir.

b- Rasulüllah’ın kendini ilgilendiren özellikleri var

Bu konuda şunları örnek gösterebiliriz: Gece namazı “Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın.”  İsrâ 17/79.

Hz. Muhammet Mustafa (S.A.V), nübüvvetle müjdelendikten sonra, zaman içersinde henüz konuyla ilgili vahiy olmayan bazı konularla ilgili sorularla karşılaşmıştır. Soruların özelliğine göre; ya kendi görüşüyle çözüm üretmiş (Tahrim 66/1, Abese 80/1-12), ya konunun özelliğine göre istişare etmiş (Bedir savaşında askerlerin yerleşim yeri veya esirlerin durumu gibi) ya da toplumun örfünü göre (zıhar konusu; Mücadele 58/1-4 gibi) cevap vermiştir. Konuyla ilgili Allah, Muhammet (A.S)’a vahyederek konuyu açıklığa kavuşmuştur. Tabir caizse Allah,  nebisinin görüşlerini tashih etmiş doğru olanı açıklamıştır. Bu, sadece nebilerle ilgili özel bir durumdur.

c- Rasülüllah’ın vahye ait yönü (Dini tebliğ ve açıklamaya ait yönü) 

Bu konuda Rasûlüllah’a tâbi olmak, Allah’a tâbi olmaktır. Allah Rasülü’nün kendisi de bundan sorumludur.

“Çünkü O, arzularına göre konuşmaz. O’nun konuşması kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.”  Necm 53/3–4.

“Her kim o rasüle itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Her kimde yüz çevirirseniz seni onlara bekçi olarak göndermedik.”  Nisa 4/80

“Allah’a itaat edin, resule itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim resulümüze düşen sadece apaçık bir tebliğdir.”  Mâide 5/92

“Biz her ümmet için uygulayacağı bir ibadet yolu verdik. O hâlde, din işinde seninle asla çekişmesinler. Sen Rabbine davet et. Çünkü sen hiç şüphesiz hakka götüren dosdoğru bir yol üzerindesin.”  Hac 22/67

“Allah’a itaat edin, Rasüle itaat edin” de. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Rasüle düşen ancak apaçık bir tebliğdir.”   Nur 24/54

“Buna karşılık (dini duyurmaya) sizden hiçbir ücret istemiyorum. Bunun mükâfâtını verecek olan ancak Âlemlerin Rabbi olan Allah’tır.”  Şuarâ 26/108

“Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra rasüle karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.”               Nisa 4/115

d- Rasûlüllah’ın bize tavsiyeleri

Dinde kolay olanı seçmemiz, günlük hayatımız, ahlâk, nafile ibâdetlerle ilgili tavsiyeleri. Birbirimize ikramda bulunmak, sadaka vermek ( güler yüz göstererek dâhi olsa), selamı yaygınlaştırmak… gibi.

  • Allah Resulüne sevgi ve Muhammet (AS)’a Salat-ü Selam getirmek

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Al-i İmran 3/31

            “Hiç biriniz, Ben ona babasından, evlâdından daha sevgili olmadıkça iman etmiş olmaz.”Hadis-i Şerif. .            Burada ki sevginin ölçüsü, Allah ve Resulü bir konuda hükmettiği zaman O’na tabi ol, ne olursa olsun Allah ve Rasülünün hükmettiği mü’min için esas olandır, anlamındadır:

Ey iman edenler! Allah’ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”  Hucurat 49/1

“Şüphesiz ki Allah ve melekler nebiyi/elçiyi destekliyor. Ey iman edenler, sizde onu destekleyin ve tam bir teslimiyetle teslim olun”  Ahzâb 33/56

“Salât” kelimesi insan için kullanıldığında “ateşe odun atmak” fiilinden gelir. Bu ise bir destekleme eylemidir. Ateş sönmesin, ocak tütsün diye ateşe odun veya kömür atarsınız, böylece ateşi desteklemiş olursunuz. “Salât”ı kime yapıyorsanız onu destekliyor veya desteğini istiyorsunuz demektir. Allah’a salât etmek yani dua edip namaz kılmak onun desteğini ve yardımını talep etmek demektir. Nitekim “Allah’tan sabır ve salât ile yardım isteyin”   Bakara 2/153

“Sabra ve namaza sarılarak yardım dileyin. Hiç kuşkusuz bu, kalbi ürperti duyanlardan başkasına çok ağır gelir.”   Bakara 2/45

“Ey iman sahipleri! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.”  Muhammet 47/7

Allah, “Samed” sıfatı sahibidir. Buradaki yardım, Allah’ın dinine tabi olmak ve gerekeni yerine getirmektir.

“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.”  A’raf 7/157

 “İman edenler ancak, Allah’a ve Rasülüne inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.”  Hucurat 49/15

 “Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahet ederken oruç tutanlar, rükû edenler, secdeye kapananlar, iyiliğe özendirip kötülükten sakındıranlar, Allah’ın sınırlarını koruyanlar… Müjdele o müminleri!” Tevbe 9/112

Allah, Dinini bizler için Muhammet Aleyhi’s-Selâm’a vahyetmiş ve tamamlamış; “…..Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı/Allah’a teslim olmayı seçtim………” Mâide 5/3) ve desteklemiştir. Sahabelerde canla malla Hz. Muhammet Aleyhi’s-Selâm’a destek olmuşlardır. 

“Eğer siz ona (Rasüle) yardım etmezseniz, (biliyorsunuz ki) inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke’den) çıkardıkları zaman, ona bizzat Allah yardım etmişti. Hani onlar mağarada bulunuyorlardı. Hani o arkadaşına, “Üzülme, çünkü Allah bizimle beraber” diyordu. Allah da onun üzerine güven duygusu ve huzur indirmiş, sizin kendilerini görmediğiniz birtakım ordularla onu desteklemiş, böylece inkâr edenlerin sözünü alçaltmıştı. Allah’ın sözü ise en yücedir. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”  Tevbe 9/40

“……..Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.”  A’raf 7/157

“Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Rasül size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!”  Hac 22/78

Salat-i Selam dil ile de şöyle ifade edilir: “Salli, Bêrik duaları, Allahümme salli ale Muhammed, Aleyhisselâm, Sallellâhü Aleyhi Vesellem.

Salat-ü Selamlarımızı getirirken bu duyarlılıkta olmamız gerekir.

  • Muhammet Mustafa (S.A.V.)’in tebyin (Kur’an’ı açıklama) görevi

Tebyin, açıklamak anlamına gelmektedir. Pek çok âyette Kitab’ın apaçık olduğu belirtilmektedir.

“Elif Lâm Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’an’ın âyetleridir.”  Hicr15/1

“Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da… O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır.” Yasin 36/69

“Apaçık Kitab’a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık.”  Zuhruf 43/2-3

 “Elif. Lâm. Râ. Bunlar, apaçık Kitab’ın âyetleridir.” Yusuf 12/1

Âyetlerin açıklanma işini Yüce Allah üzerine almıştır. Yani açıklamaları O yapmıştır. Bir âyette şöyle buyrulmaktadır:

“Elif, Lâm, Râ. Bu, âyetleri hakîm ve habîr olan Allah tarafından muhkem kılınmış ve de açıklanmış bir kitaptır. Böyle olması Allah’tan başkasına kulluk etmemeniz içindir. (De ki:) Ben de O’nun tarafından size uyarı yapan ve müjde veren biriyim” Hûd 11/1-2

Kitabın ayetleri, Allah’tan başkasına kulluk etmememiz için Yüce Allah tarafından muhkem kılınıp açıklandığına göre, kitabın açıklamaya ihtiyacı yoktur. Bize düşen,  Yüce Allahın yapmış olduğa açıklamalara bir usul çerçevesinde ulaşma gayreti göstermektir. Bizden istenen, başkalarının söyledikleri değil, Kitabın bildirdikleridir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

 “Elif, Lam, Mim, Sad. Bu, sana indirilen Kitap’tır. Ondan dolayı içinde bir sıkıntı olmasın. Onunla uyarıda bulunasın ve müminler için bir tezkîr olsun, bilgilerini kullansınlar diye indirilmiştir. Rabbinizden size ne indirilmişse ona uyun, Allah ile aranıza koyduğunuz velilere uymayın. Ne kadar az tezekkür ediyor; bilgilerinizi ne kadar az kullanıyorsunuz.” A’râf 7/1-3

Bu durumda, tebyin kelimesinin nebî ve rasullere nisbet edilmesi, onların, Kitaplarda olanı ortaya koymaları anlamında olmalıdır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

 “Biz senden önce de elçi olarak kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun. Açık delillerle, kitaplarla gönderdik. Sana da bu zikri / Kur’an’ı vahyettik ki, kendilerine indirileni insanlara açık seçik bildiresin de derin derin düşünebilsinler.”  Nahl 16/43-44

Her iki âyette de “zikir” kelimesi geçmektedir. Rasûlullah’a indirilen zikir yani Kur’ân önceki kitapları tasdik etmektedir:

“Yanınızda olan (Tevrat)ı, doğrulayıcı olarak indirdiğime (Kur’an’a) iman edin; onu inkâr edenlerin ilki siz olmayın ve ayetlerimizi az bir değer karşılığında değişmeyin. Ve yalnızca benden korkun.” Bakara 2/41

“Onlara, Allah katından ellerinde bulunan Kitab’ı (Tevrat’ı) doğrulayıcı bir rasül gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitab’ını (Tevrat’ı) arkalarına attılar.” Bakara 2/101; Bakara 2/89, 91, 97; Âl-i İmrân 3/3, 81; En’âm 6/92; Yunus 10/37; Yusuf 12/111; Ahkâf 46/12.

Böylelikle Ehl-i Kitap ellerindeki kitapla Kur’ân’ı karşılaştırdıklarında Kur’ân’ın Allah’ın Kitabı olduğunu anlayacaklardır. Nitekim bunu itiraf edip gereğini yapanlar olduğu gibi, görmezlikten gelenler de olmuştur:

“Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun.” Bakara 2/89;   

“Andolsun ki biz, düşünüp öğüt alsınlar diye, sözü (vahyi) birbiri ardınca yetiştirmişizdir (aralıksız vahiylerimizi göndermişizdir). Kasas 28/51

Burada Rasûlullah’ın Kur’ân’la tebyini önceki kitaplarda olanların Kur’ân’da açıkça ortaya konması anlamındadır. Zaten Rasûlullah’ın tebyininin Zikir’le yani Kur’ân’la olacağı âyette bildirilmektedir. Şu âyetler konuya daha da açıklık getirmektedir:

Senden önce de Biz, sadece kendilerine vahiy gönderdiğimiz birtakım erkekler gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. Biz onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi. Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini (nebileri) ve onlara tabi olan kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helak ettik. Andolsun size, içinde size indirilenlerin olduğu bir kitap indirdik. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” Enbiya 21/7-10

Surenin devam eden âyetlerinde Ehl-i Kitabı’n, ellerindeki Kitap ile Kur’ân’ı karşılaştırmaları istenmekte ve şöyle denilmektedir:

“Yoksa ondan başka ilahlar mı edindiler? De ki: “Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların Kitab’ı ve işte benden öncekilerin Kitab’ı. Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler. Senden önce gönderdiğimiz bütün rasüllere, ‘Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin’ diye vahyetmişizdir.” Enbiya 21/24-25

Karşılaştırma, Rasûlullah’a da teklif edilmekte ve şöyle buyrulmaktadır:

“Sana indirdiğimiz şeyden şüphe ediyorsan senden önce indirilmiş kitabı okuyanlara sor. Doğrusu Rabbinden sana aynı gerçek gelmiştir. Sakın şüphelenenlerden olma.” Yunus 10/94

Kur’ân, önceki kitapların Arapça olarak indirilmiş şeklidir. Âyette şöyle buyrulmaktadır:

“Ondan önce de bir rahmet ve rehber olarak Musa’nın kitabı vardır. Bu da, zulmedenleri uyarmak ve iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap lisanıyla indirilmiş, doğrulayıcı bir kitaptır.” Ahkâf 46/12

Arapça olarak indirilen Kur’ân’dakiler, önceki kitaplarda da vardı. Ellerinde kitap olanlar bunu biliyorlardı. İlgili âyetler şöyledir:

 “Andolsun ki biz, düşünüp öğüt alsınlar diye, sözü (vahyi) birbiri ardınca yetiştirmişizdir (aralıksız vahiylerimizi göndermişizdir). Ondan (Kur’an’dan) önce kendilerine kitap verdiklerimiz, ona da iman ederler. Onlara (Kur’an) okunduğu zaman: Ona iman ettik. Çünkü o Rabbimizden gelmiş hakikattir. Esasen biz daha önce de müslüman idik, derler.” Kasas 28/51-52-53

“Şüphesiz bu Kur’ân, âlemlerin Rabbi’nin indirmesidir. Uyarıcılardan olasın diye onu güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine apaçık Arapça bir dil ile indirmiştir. Şüphesiz bu (Kur’ân’ın indirileceği) öncekilerin kitaplarında da vardı. İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir? Biz onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik ve o da bunu kendilerine okusaydı yine buna inanmazlardı.” Şuara 26/192-199

“Allah’ı görmezlik edenler; “Sen elçi olarak gönderilmiş değilsin” derler. De ki: “Aramızda Allah’ın ve o Kitab’ın bilgisine sahip olanların şahit olması yeter.” Ra’d 13/43

Rasûlullah, Ehl-i Kitab’ın Kitap’tan gizledikleri ve ihtilafa düştükleri şeyleri Kur’ân’la ortaya koymuştur. Bu diğer peygamberler için de geçerlidir.[6] İlgili âyetler şöyledir.

“Ey Ehl-i kitap! Resûlümüz size Kitap’tan gizlemekte olduğunuz birçok şeyi açıklamak üzere geldi; birçok (kusurunuzu) da affediyor. Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.” Mâide 5/15

 “Allah’a andolsun, senden önceki ümmetlere (elçiler) gönderdik. Fakat şeytan onlara işlerini güzel gösterdi. O, bugün de onların dostudur ve onlar için elem dolu bir azap vardır. Sana Kitab’ı, ancak ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik.” Nahl: 16/63-64

Esasında âyette, insanların ihtilafa düştükleri şeyin kim tarafından beyan edildiği açıkça belirtilmektedir. Âyette, insanlara ihtilafa düştükleri şeyi açıklaması için Rasûlullah’a kitap indirildiği bildirilmektedir. Yani Rasûlullah kendisine verilen Kitap’la yapacaktır bu açıklamayı. Dolayısıyla bu tebyin, bir şeyin bildirilmesi, ortaya konması anlamındadır.

“İnsanlar tek bir topluluktu. Sonra Allah onlara, müjde veren ve uyarıda bulunan nebiler gönderdi. Onlarla birlikte gerçeği içeren kitap da indirdi ki, ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında hakemlik yapsın. Kitapta ayrılığa düşenler kendilerine Kitap verilenlerden başkası olmadı. O açık belgeler geldikten sonra birbirlerinin haklarına göz diktikleri için böyle oldu. Sonra Allah inanmış olanları, anlaşamadıkları konuda, kendi izniyle doğruya ulaştırdı. Allah düzenine uyanı doğruya yöneltir.” Bakara 2/213

Âyete göre insanların ihtilaf ettikleri konularda peygamberlerin hüküm vermesi için Allah kitap göndermiştir. O halde açıklama Kitap’la olmaktadır. Zaten yine âyetin son tarafına göre ihtilaf ettikleri konularda inananları doğruya ulaştıran Allah’tır. Bu da Kitap vasıtasıyla olmaktadır. Şu âyette de bu vurgulanmaktadır:

“Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah’a mahsustur. İşte, bu Allah, benim Rabbimdir. O’na dayandım ve O’na yönelirim.” Şûrâ 42/10

Esasında ihtilafa düştükleri şeyler de Kitaptakiler hakkındadır:

“Bu böyledir; çünkü Allah o Kitab’ı, gerçeği içerir halde indirmiştir. Kitap konusunda anlaşamayanlar ise elbette derin bir ayrılığa düşerler.” Bakara: 2/176

“Kendilerine o açık âyetler geldikten sonra ayrı düşen ve ihtilaf çıkaranlar gibi olmayın. Böylelerinin payına düşen büyük bir azaptır.” Âli İmrân 3/105

İnsanların ihtilafa düştükleri şeyden dolayı Ahirette hesaba çekilmeleri için ihtilafa düştükleri şeyin bu dünyada açık seçik ortaya konması gerekir. Bu, kitapla olur. Mesela insanların yeniden dirilme konusunda inkar ve şüphe etmeleri gibi. Kitapta bu gerçek açıklanmış olmasına rağmen kimileri bunu inkâr edecek ve bu gerçeği ahirette anlayacaklar. Allah şöyle buyurur:

“Allah ölen kimseyi tekrar diriltmez” diye bütün güçleriyle yemin ettiler. Hayır, bu Allah’ın verdiği hak sözdür ama bunu insanların çoğu bilmezler.  Tekrar diriltecek ki, görüş ayrılığına düştükleri şeyi onlara açıklasın ve Allah’ı görmezlikten gelenler, yalancı olduklarını öğrensinler.” Nahl 16/38-39

Şu âyetlerde geçen tebyin kelimeleri gizlenenlerin, saklananların açıkça ortaya konması anlamındadır:

“İndirdiğimiz açıklayıcı âyetleri ve ana yolu bu Kitapta insanlara açıkladığımız halde onları gizleyenler… İşte Allah onlara lanet edecektir. Lanet edecek olanlar da lanet edecektir. Tevbe edip kendini düzelten ve onları açıklayanlar başka. Onların tevbesini kabul ederim. Ben tevbeleri kabul ederim, ikramım boldur. Âyetlerimizi görmezlikten gelen ve görmez halde iken ölenler… Allah‘ın, meleklerin ve bütün insanların laneti işte onların üzerinedir. Onlar, sürekli o lanet altında kalırlar. Ne azapları hafifletilir, ne de ara verilir. Sizin ilâhınız, bir tek ilâhtır. Ondan başka ilâh yoktur. İyiliği çok, ikramı boldur.” Bakara: 2/159-163

“Ey Kitab ehli, Kitap’tan gizlediğiniz birçok şeyi size açıklayan birçoğunu da affeden Elçimiz geldi. Size Allah’tan bir nur ve açık bir kitap geldi.” Maide 5/15

Âyetlerde görüldüğü şekliyle tebyin, yani Kitaptakilerin olduğu gibi tebliğ edilmesi herkesin yapması gereken şeydir. Şu âyette bu açıkça belirtilmektedir:

“Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu (Kitab’ı) mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diye sağlam söz almıştı. Fakat onlar verdikleri sözü, arkalarına atıp onu az bir karşılığa değiştiler. Yaptıkları bu alış veriş ne kadar kötüdür.” Ali İmran 3/187

Kitaplardakilerin olduğu gibi ortaya konmaması yani saklanması durumunda Allah’ın lanetinden bahsedilmektedir:

“Şimdi, bunların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden birtakımı, Allah’ın kelamını dinler, iyice anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ederlerdi.” Bakara: 2/75

Bu saklama işi, bazı âyetlerin kitaplardan silinmesi şeklinde değil de âyetlerin bağlantılarının kopartılarak kitapların tahrif edilmesi şeklinde anlaşılmalıdır.

Allah’ın indirdiği kitapla her şeyin açık açık anlatılabilmesi için rasullerin, o toplumun diliyle gönderilmeleri gerekir. İlgili âyet şöyledir:

“Biz, her elçiyi kendi toplumunun dili ile gönderdik ki, onlara açık açık anlatsın. Bundan sonra Allah sapıklığı tercih edeni sapık sayar, hidayeti tercih edeni de yoluna kabul eder. Güçlü olan o, doğru karar veren odur.”  İbrahim: 14/4

Muhatapların tebliği anlayabilmeleri için elçilerin, kendi toplumlarının diliyle gönderilmiş olması tabiidir. İlgili âyetler şöyledir:

“Gerçekten Biz Kur’ân’ı kendi dilinle bildirip onun anlaşılmasını kolaylaştırdık, sakınanları müjdeliyesin, karşı koyanları da uyarasın diye.” Meryem 19/97

“Biz o Kur’ân’ı senin dilinle bildirerek anlaşılmasını kolaylaştırmış olduk, öğütlensinler diye.” Duhân 44/58

“Ey Kitab ehli, elçilere ara verildikten sonra, size açıklama yapan Elçimiz geldi. Bize müjdeci ve uyarıcı biri gelmedi diyebilirdiniz ama işte müjdeci ve uyarıcı geldi. Allah her şeye gücü yetendir.” Mâide 5/19

Âyette, insanların, kendilerine müjdeci ve uyarıcı gelmedi dememeleri için müjdeci ve uyarıcı olarak onlara açıklama yapan Rasûl geldiği bildirilmektedir. Rasûlullah müjde ve uyarılarını Kitap’tan yaptığına göre, âyette sözü edilen açıklamalar vahyin tebliğinden başka bir şey olamaz. Şu âyetle birlikte değerlendirildiğinde Rasûlullah’ın getirdiği ve açıklama yaptığı şeyin ne olduğu daha iyi anlaşılmış olacaktır:

“Ey Kitab ehli, Kitap’tan gizlediğiniz birçok şeyi size açıklayan birçoğunu da affeden Elçimiz geldi. Size Allah’tan bir nur ve açık bir kitap geldi.” Maide 5/15

Kur’ân’da tafsîl kelimesi ile de Kur’ân’ın Allah tarafından açıklandığı, dolayısıyla mufassal bir kitap olduğu belirtilmektedir:

“Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Suçluların yolu da açığa çıksın diye âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.” Enam 6/54-55

“O, sayelerinde, kara ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratandır. Bilen bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.” Enam 6/97

“Size Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indiren O iken ben Allah’tan başka bir hakem mi arayacağım?” (de). Kendilerine kitap verdiklerimiz de onun, Rabbin katından hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. O hâlde, sakın şüphecilerden olma.” Enam 6/114

“Bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Şüphesiz düşünüp öğüt alacak bir toplum için âyetleri ayrı ayrı açıkladık.” Enam 6/126

“Bilgi ile donanmış bir toplum için ayetleri, Arapça bir Kur’an halinde ayrıntılı kılınmış bir kitaptır bu.” Fussilet 41/3

A’raf 7/32, 52, 174; Tevbe 9/11; Yunus 10/5, 24, 37; Hûd 11/1; Yusuf 12/111; Ra’d 13/2; Rûm 30/28

Pek çok ayette Kur’an’ın Allah tarafından açıklanmış bir kitap olduğu bildiriliyorsa hiç kimsenin onu açıklamak gibi bir görevi ve yetkisi olamaz. Bize düşen görev Allah’ın yapmış olduğu açıklamaları tespit etmeye çalışmaktır. Bu da, onun göstermiş olduğu usulün takip edilmesi ile mümkün olur.

Doç. Dr. Fatih Orum, www.suleymaniyevakfi.org

  • Muhammet Aleyhi’s-Selam bizim için örnektir

“Sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü arzu eden ve Allah’ı çok zikreden kimseler için, Allah’ın Rasulünde güzel bir örnek vardır.” Ahzap 33/21

Rasulullah’ın günlük hayatında takındığı tavırlar bu kapsamdadır. Toplumsal meselelerde istişare, ibadetler de ölçüyü aşmamak, bağışlayıcı olma… gibi

Rasüller vahyi duyurmakla görevli olup, bundan hesaba çekileceklerdir

“Ey Resul, Rabbi’nden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan, Rabbinin risalet görevini yapmamış olursun olursun. Allah seni insanlardan korur. Allah şüphesiz ki kâfir kavme hidâyet etmez.” Mâide 5/67

“Ey Muhammed, sana Kur’an-ı okutacağız ve sen O’nu hiç unutmayacaksın.” A’la 87/6

“Ayetlerimiz onlara açık açık okunduğu zaman, bize kavuşmayı ummayanlar; ya bize bundan başka bir Kur’an getir yahut O’nu değiştir, dediler. De ki, O’nu kendiliğimden değiştirmem benim için olmayacak şeydir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Eğer Rabbıma isyan edersem, şüphesiz büyük günün azabından korkarım.” Yunus 10/15

“Allah’ın, kendisine farz kıldığı şeyleri yerine getirmesi konusunda nebiye bir darlık yoktur. Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın emri, kesinleşmiş bir hükümdür.” “Onlar ki Allah’ın mesajlarını tebliğ edip O’ndan korkarlar, Allah’tan gayrı hiç kimseden korkmazlar. Hesap sorucu olarak Allah yeter.” Ahzap 33/38-39

 “Kendilerine gönderilenlere mutlaka soracağız, gönderilen rasüllere de elbet soracağız.” Araf: 7/6

  • Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V.)’in ümmetinden şikâyeti

Kur’an, her zaman Kur’an’la canlı kalmayı, Kur’an’ı terk etmemeyi, Kur’an adına başka yollara sapmamayı uyarıyor.

“Kendilerine kitaptan bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun? Sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de doğru yoldan sapmanızı istiyorlar.” Nisa 4/44

“Ey iman edenler, Allah’a, Rasülüne, Rasülüne indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği Kitab’a iman edin…” Nisa 4/136

Kur’an’ın her zaman canlı tutulması istenmektedir. Her Müslümanın bu konuda çok titiz olmaları dinî bir vecibedir.

“Asıl hükümranlık, işte o gün Rahman’a aittir. Kâfirlere ise, çok güç bir gün olacaktır. Zalim, o gün elini ısıracak ve “Ah ne olurdu, rasülle bir yol edinseydim. Yazıklar olsun bana, ne olurdu filan kişiyi dost edinmeseydim.” “İşte o beni, bana Rabbım’dan geldikten sonra Kitaptan uzaklaştırdı. Zaten şeytan insanı yalnız bırakır”diyecektir. Rasül de diyecektir ki, Ey Rabbım, kavmin bu Kur’an’ı terk etti.” Furkan 25/26–30

 Her Müslüman’ın bu duruma düşmekten Allah’a sığınması, bu konuda çaba ve gayret göstermesi gerekmektedir.

                                                                                                                                       Savaş ÖREN

Kur’an Evi Derneği Başkanı

          www.kuranevi.org

İmsak ve Namaz Vakitleri

KANDİL GECELERİ

KANDİL GECELERİ

(TÜRKİYE DİYANET VAKFI, İSLAM ANSİKLOPEDİSİ, “KANDİL” MADDESİ 

24.CİLT 300-301. SAYFA)

Osmanlı padişahı II. Selim döneminde (1566-1574} camiler aydınlatılıp minareler­de kandiller yakılarak kutlandığı için bu gecelere kandil geceleri denilmiştir. Bun­lar Mevlid, Regaib, Mi’rac, Berat ve Kadir geceleridir. Bazan Arapça “Leyl” (gece) kelimesi eklenerek Leyle-i Kadr, Leyle-i Berat… şeklinde de kullanılır. Bu girişin kalanını oku »

Makaleler Bölümü

Kur’an’ı Anlama Usulü – Yrd.Doç.Dr. Fatih Orum

NİĞDE KUR’AN EVİ DERNEĞİ YÖNETİCİLERİ BASIN MENSUPLARIYLA SABAH KAHVALTISINDA BULUŞTU

 

NİĞDE KUR’AN EVİ DERNEĞİ YÖNETİCİLERİ BASIN

MENSUPLARIYLA SABAH KAHVALTISINDA BULUŞTU

Kur’an Evi Derneği, 12/04/2013’de Cuma günü sabah kahvaltısında dernek binasında basın mensuplarıyla bir araya geldi. Karşılıklı sohbet içinde geçen kahvaltıda, dernek başkanı Savaş Ören dernek çalışmaları hakkında bilgi verdi. Derneğin halkımıza açık olduğunu ve faaliyetlerimizin halkımızın ve basınımızın da gözü önünde devam ettiğini belirtti. Sorulan bir soru üzerine, derneğimizin hiçbir siyasi kuruluşun arka bahçesi olmadığını, Niğde merkezli özgün bir dernek olduklarını, ilmi rehber edindiklerini belirterek, bilim insanlarımızdan istifade etmeyi, aynı zamanda da imkânlar dâhilinde bilim insanlarımızla Niğdeli hemşerilerimizi buluşturmaya devam ettiklerini belirtti.     Bu girişin kalanını oku »

Doğum Günü

DOĞUM GÜNÜ

12.04. tarihi doğum günümü unutmuşum. Daha doğrusu kutlamak için böyle bir şey hiç aklıma gelmedi. Öğrencilerim;

-”Doğum gününüz kutlu olsun” dediler.

-”Bu nereden çıktı, siz nerden biliyorsunuz benim doğum günümü” dedim.

-”Hocam facebook’ta doğum gününüz var” dediler. Ben;

-”Allah Allah, kıymetli dostlarımız doğum günümüzü kutluyorlar, bu nenin nesi diye” düşünürken, tabir caizse ayıktım. Herkese sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum ve bu vesileyle bir iki hususu siz değerli evliyalarımla (dostlarımla) paylaşmak istiyorum. Bu girişin kalanını oku »

08.03.2013 Basın Bildirisi

BASIN TOPLANTISI

KADIN

08/03/2013

            8 Mart dünya kadınlar gününde olduğu gibi, zaman zaman kadın konusu değişik şekillerde gündeme geliyor ve konuyla ilgili değişik görüşler kamuoyunda yer alıyor. Kadının “ezilmişliği”, “haksızlığa uğraması”, “kadın istismarları”, “kadın cinayetleri”, savaşlarda çocuk ve kadın mağduriyetleri…..gibi. Bu girişin kalanını oku »

Kur’an’la Dirilmek

KUR’AN’LA DİRİLMEK

            Allah insanoğlunu diğer varlıklar gibi sorumlu tutmuş (Fussilet 41/10-12), fakat sorumluluğunu da kendi iradesinin tercihi yönelmelerine bağlamış (Fâtır 35/39), bu konuda akl-i melekesinin yanında insanoğlunun içinden seçtiği nebilere vahyederek (Enam 6/83-93) sorumluluk alanlarını bildirmiştir. Bu bilgilendirme Adem Aleyhi’s-Selam’la başlamış olup Muhammet Aleyhi’s-Selam’la son bulmuştur (Ahzâp 33/40). Bu girişin kalanını oku »

MEHMET ALİ ALAN AĞABEYİMİZİ KAYBETTİK

MEHMET ALİ ALAN AĞABEYİMİZİ KAYBETTİK

            Derneğimizin kurucularından, yönetim kurulu üyemiz ve Niğde Devlet Hastanesi emekli başhekimi Op. Dr. Mehmet Ali Alan Ağabeyimiz 20/11/2012 tarihinde vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun.

Başta saygıdeğer eşi Sevgi Ablaya, kızları Zeynep ve Tuğba hanımefendiler ve eşleri, sevgili torunları, aile yakınları ve tüm sevenlerine Yüce Allah’tan Sabr-ı Cemil niyaz ederiz.

           Onlar, başlarına bir sıkıntı gelince şöyle derler: “Biz, Allah‘a aidiz; Biz yalnız ona yöneliriz”.Bakara 2/156 Bu girişin kalanını oku »

Eski yazılar «